5 Temmuz 2013 Cuma

Gönderilmemiş Mektuplar

 (Aylar önce kaleme aldığım mektupların sobaya atılmamış kısmıdır. Gönderilmemiştir, kimse için de yazılmamıştır)


1.

Kalem yaz dedi bende duramadım.
Radyoda şarkı çalıyor tamda beni anlatan sözlerle...
Şairin sözleri düşüveriyor aklıma  ‘Çekip gittin de Mısır’a sultan mı ettiler seni…’
Sahi, sultan olabildin mi şimdi bir gönle?
Benim sana ayırdığım sultanlıkta yer bulmak istemedin ya kendine..
Var mı şimdi ‘gel buyur’ diyen ben gibi…
Ya da sen istiyor musun seni davet edenleri?
Sen istesen de o kimseye meyl etmeyen gönlün istiyor mu? 
Ya aklın…
Hani en hepsini ayrı ayrı tutardın ya da hepsini yakalardın ya kulaklarından yaramazlık yaptıklarında…
Bu satırları senden başka kim okursa okusun anlam koyamaz şimdi…
Sadece sen…
Neyse be can bu gönül gidene de yer ayırdı dualarında da, sevdasında da..
Verdiği söz gibi.. 
Sen hiç bilmesende…


2.

Senin sevgiye tokluğun, benim ise açlığım bitirdi bizi…
Sen hazmedemedin, ben ise daha daha dedim…
El birliği ile bitirdik gelecekteki ve bugündeki bizi. 
Ve geride bırakıverdik tüm hayalleri kan damlayan sözlerle…
Unutmadık bizi ama olmayacak da dedik zamanında, bunu bildik… Anılar kaldı geriye…
Ve ‘hayallerimiz yaşanmış birer anı olsaydı keşke’ duaları dilimi süsledi suskunca hep…
Her şeye yetişmeye çalışan hep gelişmeye çalışan sen; 
hüzne aşık olan, dünyayı bir fanustan takip eden ben…
Ama neyi fark ettim biliyor musun?
Arada bir terk edip başladığın namaz değil; sensin. Sen namaza aşıksın ama namazdan uzaksın, tıpkı hayat gibi, insanlara olduğun gibi… Hep aşka ulaşma arzun olması ama ona ulaşamaman bu yüzden belki de…
Sen Rabbe olan sevdaya sırt çevirmişken, insanlarla olanı sana elbette mutluluk vermeyecek…
Kaçma…
Bu kaçış kendinden, benliğinden, görüntüde büyümüş ama içte hüzünlü duran o çocuktan…
O hüzünlenince ağlayan sen değilsin, yüreğin… İçindeki çocuk hep boynu bükük, hep ağlıyor sen ne kadar kaçsan da…
Ya ben… Ben bu sevdayı terk ettim desem de, yüreğim terk eder miydi?  Belki de benim yüreğimi terk etmem gerekliydi… Belki de bunca imkânsız oluş bizi bizden hem kopardı hem bir arada tuttu…
Ahh kelimeler, insafsız kelimeler…
Yetmiyor işte onca düşünceme, duyguma… Tıpkı bazı anlarda sevginin yetmediği gibi…
Bende sevgi var ötesi yok, sende ise…
Neyse…
Ben hep razı oldum, Rabbim de razı olsun...

3.
Beklemek… 
Ondan bir haber, bir selam beklemek… 
Onun olmadığı bir şehirde bile geçtiğin her sokakta karşına geçip ‘bak, işte buradayım’ demesini beklemek. 
Saklamak… 
İçindeki tüm duyguları ilk günkü haliyle saklamak... 
Her çektirdiğin fotoya o çekiyormuş gibi, onunla çekiniyormuş gibi bakıp, o fotoyu saklamak. 
Umut etmek… 
İnatla sevmeye devam etmek.Belki bir gün yine gelir diye umut etmek. 
Özlemek… 
Kızmalarını bile özlemek hem de. 
‘Her şarkı ona söylenmiş, her şiir ona yazılmış ama onun bundan haberi yok’ demek. 
Her gece, artık ona söyleyemediğin her sözü, fısıltıyla söyleyip yıldızlarla yollamak.
Susmak… 
Ama dua ile susmak. 
Dua ile…

- Siyah Gül

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder