29 Şubat 2012 Çarşamba

Zindan selamı

İçimin zindanlarında kalakaldım şimdi...
Ses ver ay karanlık.
Parmaklıklar kapandı gözlerimin üzerine
Katilimin gözlerine bakar gibi söyledim son şarkımı
Duyan var mı gözlerimi?
Kimse var mı? Kimsede ar  var mı?
Yok... 
Gitmiş kalmamış son bardağı çağın lanetlenmiş kavimleri içmiş.
Bana göre rol kalmamış şimdi
Elime tutuşturulan mermi bir bebeğin kalbi kadarmış
Hani şu var ya hani...
Boşveerr.. 
Ver en iyisi sen bana da bir huni
Kalmadı ki bu asra kimsenin yemini...
Ver elini geçelim şu mecnunun çöl ettiği yerleri
Kapa gözlerini uyu artık şimdi.
Yıkıldı zindanımın duvarları
Yıkıldı parmaklıklarımın her biri...
Gözlerimdekileri say bakalım bu gece kaç kere yanağımdan aşağıya devrildi?
Sus çocuk... Zindan sana göre yer değil.

Siyah Gül...


Düş Doktoru...

Düşlerim vardı benim bir zamanlar.
Acıtmaya başlamıştı canımı hiç ummadığım anda..
Düş doktoruna götürdüler beni.
Düş doktorum:
'Hiç bakmamışsın düşlerine bu düşler artık sana göre değil yeni düşlerin olmalı' dedi.
Aldı düşlerimi benden düş doktoru.... 
Gözlerimi sımsıkı kapadım düşlerimi benden aldığında...
Canım can çekişti düşlerim benden alınırken...
Ve zaman geçti.. 
Yeni düşler verdi bana düş doktorum..
Nerde dedim eski düşlerim nerde?
Ama gelmedi eski düşlerim geri...
Şimdi alıştım yeni düşlerime,
Eski düşlerim nerde bilemem ama
Yeni düşlerim şimdi benimle...

Siyah Gül...

27 Şubat 2012 Pazartesi

Ey kalem denilen yâr...




''Yaz beni ey kalem denen yâr...
Yaz ki anlatamadıklarım seninle dile gelsin...
Oku beni...
Senin kadar kimse bilmez, kimse anlamaz beni Rabbimden gayri...
Yüreğim yanmakta ey kalem...
Okumuyor artık beni sayfalar. 
Ya şimdi hangi ressam çizebilsin ki bu hüznü...
Göz kapaklarımın altında nice mercanlar saklanır oldu...
Anlatamıyorum ey kalem... İçimdekiler volkan olmuşken şu defter olmasa, sana bile anlatamazdım ki..
Yak beni ey kalem!
Yandıkça bu sine hafif gelsin gelsin bu acılar... Acılar sancı olsun içre içre...
Ölürken gözleri açık gidenler gibi... Defterim açık kalsın ey kalem... Bakan gözler kelam görsün kalem değil! Zira onlar âlem değil elalem gözüyle baktılar herşeye... Heyhat!
Sil beni ey kalem...
Varlığımın silindiği gün şu dünya aleminden, evladının mezarı başında ağlayan anaların gözyaşı mendili gibi sil beni...
Susma ey kalem...
Söyle; vaveyla kopar göklerde.. Yalnızca ben bile bilsem kağıda döktüklerini susma...
Dindir bu acıyı ey kalem dindir...
Sana anlattıkça, sen bana dost oldukça bu acıyı dindir...''


Siyah Gül

Siyah Gül...

Ben... Siyah gül veya nam-ı diğer divane hattat...

Kalabalıklar arasındayken bile yalnızlığı yasamışlığımdan olsa gerek yalnızlık terkedemediğim bir liman benim için...


Herkesin bi dost kelamına ihtiyaç duyduğunda benim inzivaya çekilip kendimi dinlemem..

Elime kağıt-kalem alıp bir şeyler yazmam yada bir kitap açıp o kitabın beni okumasını beklemem...
Belkide kendimi yalnızlık konusunda bu kadar abartmam...

Bazen insanlara hadlerinden fazla değer vermem ve malum sonla herseyi silmem...

...
Hayatın ne kadar boş ve imtihan olduğunu daha on beşimdeyken yaşıtım olan bir çocuğun cesedinin gazeteyle örtüldüğünde anladım...

İsyana yeltenmedim hiçbir vakit...


Aldığım her nefesin toprak altındakiler icin tarifi imkansız değerde olduğununun farkındaydım...


Sonsuzluğun sahibine itaatte bulunca gerçek mutluluğu sahte mutluluklara gerek duymayı bıraktım...


Kısacası EL- ALİM (Allah) varken El- alemin gereksiz ve taklitten ibaret yaşantılarına sırt cevirdim...


vs vs vs.


Bir senenin mayısında gurbete çıkan bu siyah gül kimbilir hangi senenin hangi mevsiminde...
Siz deyin ölmeyi O desin vatana dönmeyi bekliyor...


Siyah Gül...