Annem hamile olduğunu anladığında, benim çok mübarek, üstün zekâlı,
müthiş güzellikte, karakterine hayran bırakan, mütevazı, sempatik biri olduğumu
hemencecik hissedivermiş.
Sonra ‘ben bu kadar müthiş bir insana doğurunca bakamazsam,
vicdan azabından ölürüm’ diye düşünmüş ve doktora gidip ‘bu mükemmel varlığı bu
dünyaya getiremeyeceğini’ söylemiş.
Doktor da annem kapıdan içeri girer girmez hissetmiş zaten
beni. Kendince şöyle düşünmüş doktor:
‘Bu harika çocuk kesin kız olacak, yıllar sonra karşıma
çıkacak ama ben o zaman yaşlanmış olacağım ve bana yüz vermeyecek, öyleyse ‘ya
benim olur ya da tıbbi atıkların’ diye beni kürtaj kararına varmış.
Tam annemden beni almak için eli iğneye giderken elleri
titremiş, ne annem ne de doktor kıyamamış bana. Ve ikisi de ‘o yaşamalı, bu
dünya böyle birine ihtiyaç duyuyor’ diyerek sarılıp ağlamışlar.
Sonra doğdum, ilkokul yıllarım başladı.
Daha birinci sınıftayken hocalarım benden fikirlerimi
sormaya başlamışlardı,
Hatta öğretmen utanırdı benden, sınıfta izin alırdı girip
çıkarken, her gördüğünde selam verirdi.
Kendi yerini bana tahsis etmişti ama ben saygısızlık etmeyip
arkadaşlarımla aynı sırayı paylaşmıştım.
Arada bir okul müdürü gelip hal hatırımı sorardı,
eksiklerimi tek tek not edip giderdi, sağ olsun.
Ortaokul yıllarımda da durum değişmedi. Başarı basamaklarını
kar boran demeden hızla tırmanmalarım bitmedi.
Ailem baktı ki
olmuyor. Sürekli güzelliğime, zekâma nazar değiyor ve daha da kötüsü beni fidye
için kaçırmalarından korktuklarından, ‘biz bu kızı dışarıdan liseye gönderelim’
demişler. Bende bu karar saygıyla boyun büküp ve bitirdim. Sonra üniversite
hayatım oldu. Ailemden uzaktım ama…..
Devamı haftaya.
kendinden birşeyleri anlatmandaki dilin çok sıcak ve içten.İnsan okudukça okuyası geliyor.Bence biyoğrafi yazmalısın. Kendini anlatan yazıya otobiyoğrafi mi deniyordu :), neyse işte anladın sen..
YanıtlaSil